Ayşe Ezgi Yıldız ile Kartpostalların Sihirli Dünyası

Ayşe Ezgi Yıldız birbirinden renkli, eğlenceli mesajları olan kartpostalların tasarımlarını yapan genç ve çalışkan bir tasarımcı. Renkli dünyasının içine dalıp Ezgi’ye bazı sorular sorduk. En sıcak ve içten cevapları aldık. Cevaplarını dinlerken de tasarımlarına baktığımızdaki komik ruh haline büründük. Keyifle okuyunuz! / Tuba Dal

Little Black Dot Design markasını ve Ayşe Ezgi Yıldız’ı bilmeyenler için senden dinleyebilir miyiz?
Birkaç gün önce 28 yaşına girmiş bir grafik tasarımcıyım. 2014′te Sabancı Üniversitesi Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı Bölümü’nden mezun oldum. Bir süre farklı ajanslarda çalıştıktan sonra işime ara vererek İstanbul Bienali ile İstanbul Film Festivali’nde görev aldım. Şu anda İKSV bünyesinde grafik tasarımcı olarak çalışmaya devam ediyorum. Little Black Dot markası da 2016′dan bu yana sürdürdüğüm bireysel bir proje. İlk etapta kartpostal tasarımlarından oluşan ürün grubuma bu sene takvim ve weekly planner’lar da eklendi.

Birbirinden yaratıcı kartpostallar, takvimler ve bir dolu eğlenceli mesaj yer alıyor markanın bünyesinde. Little Black Dot Design fikir olarak nasıl ortaya çıktı?
Maker hareketini takip eden biri olarak tamamen kendi tasarım anlayışımı yansıtan ve tüm üretim sürecinde yer alacağım ürünler ortaya çıkarmak benim için hep cezbedici bir fikirdi. Temel motivasyonum insanları güldürebilecek muziplikte, bağ kurması kolay, minimal ve eğlenceli tasarımlar yaratmaktı. Ajandalarım arkasına not aldığım fikirler ve karaladığım çizimlerle dolu bir listem vardı ama projeye başlama konusunda ertelemeci davranıyordum. Derken herkesin kendi ürünlerini sergileyebileceği bir etkinliğe denk geldim ve neden olmasın diyerek tasarımları hazırlamaya başladım. Katılım mailini atışımdan 3 gün sonra ilk kez stand açmıştım ve Little Black Dot’un temelleri böylece atıldı.

Neler seni günlük hayatta besliyor ve üretimini geliştiriyor?
Günlük rutinime dahil olan her şeyden besleniyorum sanırım.  Güncellik için sosyal medyayı, capsleri ve popüler kültürü takip ediyorum. Tasarımlar çoğunlukla kelime oyunları üzerinden çıkıyor, bu nedenle her gün kullandığımız deyimler ve kalıplar bile yaratım sürecimi tetikliyor. İroni barındıran fikirler beni çok eğlendiriyor, bu yüzden tasarımlarımda bu alaycılığı korumaya çalışıyorum. Yıldızlı bir gökyüzünde beliren “Meh” yazısı ya da yeni yılın gelişini “Same Shit Different Year” tarzında bir negatiflikte karşılamak gibi :) Kartlarımı gördüğünde yanlarındaki insanları dürten, bıyık altından gülümseyen veya kahkaha atan birilerini görmek de tarzımı korumam konusunda oldukça teşvik edici oluyor :)

Peki özel tasarım işlere olan ilgiyi nasıl görüyorsun?
Kreatif anlamda bir şeyler yapmak isteyen herkes için oldukça ilham verici bir durum bence. Pek çok fikrin özgünlüğünü kaybettiği ve seri üretimin bu kadar fazla olduğu bir zamanda insanları hem yaratmaya hem de farklı şeyler deneyimlemeye teşvik ediyor. Tasarım pazarlarına katıldığımda bunu daha da iyi gözlemliyorum. Ziyaret eden insanlar sizinle sohbet ediyor, tasarım işlerin ve bunlar için verilen emeğin ayrımına daha iyi varıyor. Belki de kendi girişimlerinin ilk adımlarını buradan aldıkları fikir alışverişiyle atıyor. Bu ilginin sürekliliği için özel tasarım işlerin bir trend haline geldiğini fark ederek özgünlüğü korumak ve ürünlerin satın alınabilirliği gibi faktörleri göz ardı etmemek de büyük önem taşıyor tabii.

To-Do List’lerin var mıdır? Bu yılın mottosu senin için ne olacak?
Çoğu insan gibi benim de her hafta ya da ay başında dev bir motivasyonla hazırladığım to-do list’lerim oluyor tabii. Ama teorik tarafı uygulama tarafına kıyasla daha çok sevdiğim için uzun vadede hayata geçiremiyorum bu planları  :)  “New Year Resolutions” kartımda da biraz bununla alay ediyorum aslında.  Bu tarz planlar genelde hep kağıt üstünde kalıyor, bu nedenle bazen balıklama atlamak lazım bir şeylere. Ben de bu yıl buna odaklanmaya çalışıyorum. Daha az ertelemek, daha fazla aksiyon almak olabilir yeni yıl mottom.

Son olarak, İstanbul ile olan ilişkine değinirsek, aranız nasıl?
“İstanbul, they call it chaos, we call it home” çizimine rastgelmişsinizdir belki. Benim de hissiyatım buna benziyor. Tüm trafiğine, kalabalığına ve yoruculuğuna karşı benim için İstanbul’da yaşamak hala ilgi çekici. Keşfedecek o kadar çok yer, yapılacak o kadar çok şey var ki. Şehri kaotik hale sürükleyen de içinde yaşayan bizleriz aslında. O yüzden İstanbul’la aram kolay kolay bozulmaz gibi geliyor bana.

 

Comments

Here Is Some More Great

Content