Bulut Bagatur ile Yüzler ve Kimliksizlik

Bulut Bagatur, genç ve yetenekli bir sanatçı. “Yüz ve Maske” üzerine yaptığı tez ve bu konudaki arzusu sanatını ifade etmede vücud bulmuş. Bir aray gelip, kendisini etkileyen her şeyi bir biri konuştuk ve çokca keyif aldık! Kendisinin diğer güzel işlerini instagram sayfasından da takp edebilirsiniz. /Tuğba Dal

Bulut Bagatur kimdir, biraz senden dinleyebilir miyiz?
1984 İstanbul doğumluyum. İllüstratör ve sanatçı bir baba ve duyarlı bir annenin yetiştirdiği, bilinçli yaşlarımdan evvel bile resimle ve sanatla büyümüş biriyim. Hayatımın her evresinde çizim ve resim ile kendimi ifade ettiğimi hatırlıyorum. Bu süreç az ya da çok hep devam etti ve belirli yaşlarımdan sonra bu yeteneğin benim hayatımda belirleyici bir rol oynayabileceğine karar verdim. Sonrası ise üniversite eğitimimi Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinde tamamladım ve artık kendimi bu zorlu yolda buldum. Bulut Bagatur kimdir derseniz, halen daha kendini tanımaya çalışan ve bunu görsel sanatların içinde sorgulayan birisi diyebilirim.

Portrelerinle ön plandasın. İlhamını nereden alıyorsun?
İlham diyebilir miyim buna bilemiyorum. Benim yaptığım şey görsel anlatım yollarından bir tanesi ve içinde bulunduğumuz her şey ,”iyi ya da kötü” bu anlatım yolunun malzemesi. Yani buna ilham demekten çok malzeme demeyi tercih ediyorum. En önemli malzemem İnsan ve Duygular. Bunun içinden varoluşu, şehri, yıkımı, yaratımı ve ölümü çıkarabiliriz. Edebiyat, felsefe ve tarihin beslendiği ne varsa ben de ordayım. Sanat her zaman böyle olmuştur. İlham , ters giden birşeyleri anlatmak ya da göze sokmanın içinizde verdiği o dürtüdür. Portre , biz her gün aynaya baktıkça yüzleştiğimiz birçok şeyin hem maskesi hem de çıplaklığı diyebilirim. Ben ya da başka sanatçılar için sonu gelmeyecek bir malzeme ve ilham demem yanlış olmaz.

Yüzleri farklı şekillerde yorumluyorsun. Sanki daha çok bir “yokluk”, “gizlenme” söz konusu. Ne kadar yanılıyoruz?
Yanılmıyorsunuz. Ben buna “yokluk” tan çok “kimliksizlik” demeyi tercih ediyorum. “Yüz ve Maske” üzerine yazdığım tez ve Balkan Naci İslimyeli‘ nin bu doğrultuda bana kattığı her şey yaptığım portre ve yüzler serisinde etkili oldu. İnsanlık tarihinde her dönem sert ve vahşiydi, insanlığın kendi doğasıyla ve hüküm sürmekle ilgili savaşı sadece şekil değiştirerek devam ediyor. Savaşların bile zihnimizde kalan en çarpıcı imgeleri her zaman “umut ya da umutsuzlukla” bakan yüzler oldu. Kim olduğumuz ya da hangi sınıftan olduğumuz, ırklarımız ve ayrımlarımız yüzlerimizle imzalandı. Portre resminin tarihte sınıfsal belirleyici rolleri hep vardı. Bunu Roma imparatorluğu egemenliğinde Mısır’da yapılmış Fayyum Portreleri olsun , saray ressamlarının yaptığı erken dönem portre resimleri olsun, birçok dönemde gördük. Dünya değişiyor, yüzler değişiyor ve geldiğimiz nokta bence biraz karanlık ve bir o kadar da karmaşık. Bu değişimin en hızlı ve sert yaşandığı bir dönemdeyiz. Artık yüzlerimizi tanıyan telefonlarımız, yüzlerimizi güzelleştiren ve herkesin güzel olduğu uygulamalarımız var. Sınıfsal farklar ve ayrımları, acıları ya da yanı başımızdaki pek çok şeyi görmek istemiyoruz. Sosyal hesaplarımız var ve herkes her gün femomen olabilir! “Kimliksizlik veya gizlenme”, portre resimlerimde aslında tam da bu anlattığım şeyleri gizliyorum, ya da anlatıyorum.  O yüzlerde sen varsın ben varım, görmeyi tercih etmek istemediğimiz herkes var. Ve herkesin ayrı bir hikayesi var. Hüküm sürme savaşı devam ediyor ve şekil değiştiriyor, şimdi olan savaş daha tehlikeli çünkü başrolü sensin ve biziz. Bu kimliksizliği ve duyarsızlığı biz istiyoruz, distopyanın başrolleri artık biziz.

Geleceği dair Bulut Bagatur’un planları nelerdir?
Gelecek demek hayal etmek demek bana göre ve hayal ettiğim sürece umut etmek istiyorum. En öncelikli planım üretim dolu yıllar ve bununla memnun olmak. Sanatın her zaman yönlendirici ya da uyandırıcı rolünün devam ettiğine inanmak istiyorum. Bu sebeple çizdiğim karanlık tablonun aslında değişebileceğinin umudunu yaşıyorum. Artık yetenekli insanları dünyanın neresinde olursa olsun her an görebiliyoruz. Bir bakıma bu beni mutlu ediyor çünkü güzel şeyler yapan ve söylemek isteyen çok insan var. Gelecekte başka coğrafyalardaki insanlarla da üretim yapabilmek ve kollektif çalışmak istiyorum.

İstanbul’la olan ilişkin nasıl? İşlerinde belirleyici oluyor mu?
İşlerimde elbette etkisi var çünkü kozmopolit yapısıyla ve dinamik değişkenleriyle tam da sanatın kendini tekrar yaratabileceği bir alan bu şehir. İstanbul beni her zaman büyüledi ve yordu. Bu kadar farklı ve olumlu/olumsuz bir çok hissin bir arada yaşandığı başka bir şehir olabileceğini pek sanmıyorum. İçinde çok yoğun bir enerji var sürekli değişmeye devam ediyor. Tıpkı bizler gibi. Çok sevdiğiniz birisi gibi, hem yakın olmak ve bazen de uzak durmak istiyorsunuz. Bana kalırsa bu şehir yakın zamanda dünyanın sanat merkezlerinden birisi olucak.

Comments

Here Is Some More Great

Content