Serkan Yüksel ile Güzel Sanatlar Üzerine

Marmara Üniversitesi’nde Heykel lisansı ve devamında hem akademik hem de kişisel çalışmalarına devam eden Serkan Yüksel ile yılın son röportajını keyifle gerçekleştirdik. Biraz edebiyat, biraz İstanbul, çokça sanat… / Tuğba Dal

Serkan Yüksel neler yapar, biraz sizden dinleyebilir miyiz?
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden 2002 yılında  mezun olduğumdan bu zamana kadar ilgi alanlarım ve mesleğim gereği sanatla iç içe yaşamaktayım. Sanat yaparak dert anlatmanın zorluklarının farkında olmama rağmen bu duruma körü körüne bağlı olduğumu belirtmek isterim. Üniversite öncesi ilk gençlik yıllarımızda sevdiğimiz underground müzik gruplarını birer fan olarak takip eder, içimizdeki  bir şeyler yaratma ve insanlarla paylaşabilme dürtüsünü underground fanzinler çıkartarak gidermeye çalışırdık. Çok sürekliliği olmazdı. Ama konular ve insanlar değişmesine rağmen,hiç bir maddi karşılık beklemeksizin fanzinler çıkarmaya devam ederdik. Şu an ki durumumu da aslında geçmişimde yaşadıklarıma benzetiyorum. Yaşam içerisinde belirlediğim kavramlar ve düşünceler çerçevesinde sanatsal üretimler yapma gayreti içerisindeyim. Bu sanatsal üretimler;  şu aralar çoğunlukla kağıt kesim resimler, desenler, nadir de olsa üç boyutlu objelerden oluşuyor diyebilirim.

Resimler, defterler ve heykel çalışmaları… Çalışırken sizi en çok heyecanlandıran hangisi?
Defterlere desenler çizmeyi çok seviyorum. Kafamı boşaltabildiğim yegane yerlerdendir defterler. Defterlere  birer sketch gibi değil de, bitmiş birer iş gibi bakıyorum. Her bir sayfayı düşüncelerime  göre doldurmak ,uzun soluklu da olsa çok keyifli. Son dönemlerde üzerinde uğraştığım kağıt kesme resimlerimde, bu sebeple desen aslında kavramların da belirleyicisi haline geliyor. Kağıt kesme resimler çok daha uzun soluklu. En küçük boyutlu çalışmayla bile haftalarca uğraştığımı hatırlıyorum. Boyut büyüdükçe uğraş ve zaman da artıyor. Heykeli ise çok uzun bir zamandır proje ve tasarım aşamasında bırakıyorum. Heykel , çalışılacak özel koşullar gerektiriyor. Şu aralar heykel olarak tasarladığım çalışmaları  taslaklar halinde uygun bir zaman ve mekanda uygulanmak üzere  bekletiyorum.  Ve tabi ki tüm bunların hepsi üzerinde çalışırken aslında beni  çok heyecanlandırıyor. Hepsi için devam  edebilme gücünü sanırım bu heyecanlardan alıyorum.

Teori mi pratik mi?
İkisinin de aynı eşitlikte gitmesi benim için çok önemli. Bazen çalışmanın teori kısmına çok takılı kaldığımı hissetsem de pratiği üzerine çaba sarfettiğimde bir çok şeyi çözümleyebildiğimi görüyorum. Sadece pratiğin ise tek başına pek bir işe yaramadığının farkındayım. Niteliğin, ikisinin birlikteliğinden doğduğunu düşünüyorum.

Çalışmalarınıza devam ederken başka disiplinlerle de temas kuruyor musunuz?
Çalışmalarımın temelini  edebiyat, sinema ve fotoğraf sanatının oluşturduğunu söyleyebilirim. Edebiyat  çok daha ağırlıklı benim için. Farklı cografyaların güçlü edebiyatçılarını, felsefecilerini elimden geldiğince takip etmeye ve kaynak olarak belirleyip, oradan beslenmeye çalışıyorum. Çalışmalarımın her birinin alt zeminini,  bu belirttiğim disiplinlere yaslanarak kuruyorum. Ve tabi hayal gücü ve direnci de unutmamak gerek.

Bir gününüz nasıl geçiyor?
Benim bir günüm çoğunlukla öğle saatlerine kadar evde kızımla oyunlar oynayarak, kitaplar, arşivler ve sosyal medya tarayarak geçiyor. Öğle saatlerinde atölyeme gidiyorum ve üzerinde uğraştığım çalışmaya gün boyu devam ediyorum. Çalışmalarım çoğunlukla haftalar ya da aylar sürüyor. Gün içerisinde üzerinde uğraştığım çalışmaya devam ederken, günün başka saatlerinde yeni çalışmalar için araştırmalar yapıyor, desenler çiziyorum. İşte bu esnada araya okumalar, görseller ve düşünceler giriyor.

İstanbul ile bağınız güçlü mü? Şehir size keyif mi yoksa kasvet mi katıyor?
İstanbul’u seviyor ve son zamanlarda geldiği duruma bakarak maalesef çok üzülüyorum.  Yaklaşık bir buçuk senedir istanbul’un yakınında ama İstanbul dışında yaşıyorum. İşim gereği çok sık İstanbul’a gelip gidiyorum. Üstelik, garip bir biçimde İstanbul’un bazı yerlerini çok özlüyorum. Benim için keyifle zaman geçirebileceğim yerleri var.Sanırım tüm dostlarımın da orada oluşu, İstanbul’u özlememdeki en büyük etken. Uzak olmak, ama kopamamak sanırım böyle bir şey olsa gerek diye düşünüyorum.

 

Comments

Here Is Some More Great

Content