Sırlar ve Rüyalar: ONUR KAYA

1993 yılında bir ilkbahar gününde doğdu. Babasının dediğine göre hastaneden eve karşılanmaya, ondan başka kimsenin görmediği bir gülümsemeyle karşılık verdi ama ihtiyarın buna kendinden başka inananı yok. İlginç bir şekilde isminde “illi” ile biten ama asla il olamamış, ufacık (ama aslında o kadar da ufak olmayan) bir ilçede, imkânsız(ama yine aslında o kadar imkânsız da olmayan) hayallerini ağaç tepelerinde kurdu bir 20 sene. Annesinin deyişiyle “dünya yansa umurunda değildi” ama ona neydi ki kurgusal diyarlar gerçeğinden daha çok ilgisini çekmişti hep. Kareli okul defterine çiziktirdiği resimler, odasına kapanıp oynadığı oyunlar, satırlarını zihnine kazıdığı kitaplar ufka serilmeyi çok daha fazla hak ediyordu yazın kızgın ocağa dönüşen asfalt yollardan. Sayısal okurken bir gün baydı rakamlardan, el mahkûm ayak bastı o asfalt yollara ve çıkıp geldi İstanbul’a, yalnız olmadan yalnız kalmaya olanak veren şu güzelim şehirde edebiyat okumaya. Arkabahçe’de çok sevdiği çizgi romanların çevirilerini yaparak çevirmenliğini geliştiriyor. Yüzüyor pelerinlilerin içinde ama okumaktan asla bıkmaz usanmaz. Oyungezer’de gönül verdiği oyunları, filmleri, dizileri eleştiriyor. “Ballandıra ballandıra beğenmemeyi” alışkanlık edinmiştir ama kimisini en çok da kendi oynamaktan geri kalmaz. Özendiği hiçbir işi zamanında bitiremez lakin ne kadar laf yese de uslanmaz. “Ben olsam nasıl yapardım?” öğrendiklerinden “yeterli seviyede” tatmin olup, bir şeyler ortaya çıkarabileceği günü bekliyor sabırsızlıkla. Benim İstanbul’um; kıyametin tam göbeğinde geleceğine ama insanları tarafında arada çok büyük bir fark görülmeyeceğine çok emin olduğum ama ne zaman umudu arasam kenarında köşesinde mutlaka bulduğum bir yer. Bu şehrin sırrı; her ne kadar yıldızları görmeyi engelleseler de o pek göz alıcı ışıkları… Yapmak istediğim şey; şu kocaman(ama aslında o kadar da kocaman olmayan) kafamı açlığını çektiğim tüm bilgilerle doldurup, ancak doyduktan sonra ölmek.

Comments

Here Is Some More Great

Content